29 Nisan 2011 Cuma

Bugünkü kahvaltı mönüm Blues üzerine serpiştirilmiş Rock

Müzik ruhun gıdasıdır lan. Hangi tür müzik hangi gıda peki? O ne demek demeyin! İddia ediyorum! Her tür ayrı birer gıdadır. Buna itiraz eden adam garanti pop kültür takılıyordur! Neden derseniz, mesela bir peynir düşünün. Pop kültüre sahip birisi peynir işte deyip yerken, işin ayrıntısına takılmak daha çok hoşuna giden Lor peyniri, Hollanda peyniri gibi bir çok türü ayrı tutar! Müzik de böyle işte lan. Mesela pop müzik hamburger ve kola. Klasik müzik tatlı-sert kahve biraz da bisküvi. Blues bi kaç biraya tekabül ediyor ve sigaraya(sigara da gıda sayılır =)). Metal müzik viski-kanyak yanında bitter çikolata ayarında. 1920-30'larda batı müziği şu büyük yuvarlak rengarenk şekerlerden. Türk musikisi kesinlikle Türk kahvesi ve nargile. Uzar gider bu liste. Hepsinin tadı ayrı. Herkes damak zevkine göre bakıyor işte. Kimisi de karnım doysun uğraşmayayım fazla gerisi önemli değil deyip her gün hamburger kola takılıyor. İnsan nasılsa dinlediği müzik de öyle oluyor. Gerçi sevmemesine rağmen gidip kanyak-bitter çikolata yiyenler var. Bunlar normalde hamburgerci. Kalenin arkasına saklanıp sonra kaleci topu kimse yok diye yere koyunca koşarak topu kapıp gol atan fırsatçılar bunların akrabası hep. Ellerden ırak!




Resimin sahibi: http://tinkerbell229.deviantart.com/

21 Nisan 2011 Perşembe

Biri kısa film mi dedi?

Geçen yıldı sanırım, gezinirken merak edip seyrettiğim bir kısa film "La Maison en Petits Cubes". Küçük küp içindeki ev mi, küçük küp ev mi öyle bir şey Türkçe'si. Adı önemli değil zaten =). Ben seyrederken çok duygulandım, kendimi gördüm, sorguladım. Sanırım birçoğumuz da aynı hislere kapılacaktır. Hala bakmadıysanız pas geçmeyin derim.


18 Nisan 2011 Pazartesi

Kova Kafa

Sen nasıl birisin ya hu? Nasıl bu kadar kendini anlatabiliyorsun? İdolümsün. Resmen idolümsün ha! Ben gitarı istediğinde bu kadar hisli çalabilen çok sayılı adam dinledim ama sen var ya sen, sen on numaralar içinde on numarasın! Neşeli de çalıyosun yeri gelince, hızlı da çalıyorsun ama onlar şov biznısın parçaları. Biliyorum ki sen duygusal parçalarında gitarınla bütünleşiyorsun. Guns N Roses ve Slash t.şşğnı yesin! Bir "The Miracle of Surrender" bir "Watching The Boats With My Dad" bir "Soothsayer" çıkarabilmiş mi Slash ömrü hayatında! Peh!

16 Nisan 2011 Cumartesi

Dostluklar ve Aşklar Üzerine..

Dostlarına her şeyini anlatıyor ve seni anladıklarını düşünüyorsan; yanılıyorsun.
Birisine tutkuyla bağlıysan, onu çok seviyor ve onsuz yaşayamayacağını düşünüyorsan; yanılıyorsun.


Gerçek şu ki; hiç kimse seni hiçbir zaman anlamayacak. Dostlarınla ya da dostunla oturup iki lafın belini kırma demiyorum elbet. Anlatacaksın her şeyini, dökeceksin. Benim dediğim o anlattıklarının dostundan çok boşluğa gittiği! Anlıyor numarası yapacak dostun, sen de istediğin şey tam da bu olduğu için devam edeceksin hevesle paylaşmaya. Çünkü dostlar bunun için vardır. Öğütücüdür dost. Ne kadar iyi öğütebiliyorsa o kadar yakındır sana. Ne kadar anlamaya çalışıyorsa o kadar dosttur. Elinden gelenin en iyisini yapıyorsa o zaman dosttur.


Aşk var bir de. Nedir tam bilmiyorum aslında. Kimisi diyor aşk evlenene kadardır,kimisi diyor aşk hep vardır kimisi diyor aşk hevesini alıncaya kadardır. Benim fikrim aşk elde etmek istediğin bir şeyi eline aldığın andır; ne daha azı ne daha çoğu. Çok istediğin bir şeyi başarmakla -ya da örnek vereyim, on binlerce seyircinin adını haykırdığı bir futbolcunun o anki hisleri mesela- çok sevdiğin bir kızla çıkmanın yarattığı duygunun farkı var mı? İkinci kez bu anı yaşayacak futbolcu ilkindeki duyguları hissedecek mi? Asla. Sen de ilk'in tadını bir daha bulamayacaksın. Ama sorun yok, bulmuş gibi yapıp "Aşk diye buna derler oyunu" nu oynayabilirsin. O büyük "Aşk" ın bitip yenisine adım attığındaki hislerinin takım değiştiren bir futbolcunun farklı on binler önüne ilk çıktığında hissettiklerinden ne farkı var? Dolayısıyla aşk; kesinlikle insan arasındaki ilişkiyle sınırlı değil. Bize öğretilen aşk hiç var olmadı. Sevme demiyorum, ölene kadar bir yastıkta kocamanı dilerim hatta ama bu böyle. Ve doğru kişi, karşı cinsten bulabildiğin en iyi öğütücüdür; bunu unutma.


Aslında başta demek istediğimden uzaklaştım biraz. Seni sadece sen anlayabilirsin. Çok sevdiğim bir şarkıyı dinlerken kendimden geçmeme anlam veremeyecek en yakın dostum ya da sevgilim. Ona bu şarkıyı dinlettiğimde "ne biçim bişey bu mıymıy salak müzik" diyecek. Ben de onun nasıl bunu sevmediğine anlam veremeyeceğim. Her zaman her düşüncemizi,hissimizi,sözümüzü anlamasını bekleriz karşımızdakinden farkında olmasak da. Mümkün değil ama sorun da değil, beni anlamıyor diye onu kenara itecek değilim. Sadece daha şarkıyı 10. saniyesinde kapatan dostum/sevgilimle tamamen dinleyip bir yorum yapan dostumu/sevgili adayımı(!) ayıracağım.


Hayatında kimse olmadan yaşayamayacağını sanıyorsan, yanılıyorsun. Pek ala yaşayabilirsin. Sıkıcı olur bazen fakat genellikle huzur ortamıdır değerini bilirsen. Kendinle ettiğin muhabbetler ve kendi hayallerinde bir dünya. Seni anlayan birisinin olduğu bir yer.. En yakın dostundan kazık yediğinde bu o dünyana bir etki yapmaz. Çok sevdiğin birisinden tekmeyi yediğinde bu o dünyana bir etki yapmaz. Zaten çok sayıda dostun, çok sevdiğin bir sevgilin de olsa farkında olmadan oldukça sık uğruyorsun oraya. Rahatlamak, bir nefes almak için. Ben her ihtimale karşı orayı zenginleştirmeye bakmanı öneririm. Şu an tam da oradan yazıyorum ve senin de dönüp dolaşıp geleceğin yer burası!

15 Nisan 2011 Cuma

Büyü Engelleyen Saatim

Yine yakalayamadım.. Bu kaçıncı deneyişim hatırlamıyorum bile! Gerçekten çok az kalmıştı bu sefer.. Pabuçlarından bir tutabilsem gerisi gelecek gibi sanki ama onu dahi beceremedim yıllardır.. Aslında çok uzak değil gibi. Bir kez daha deniyorum. Bir daha ve bir daha.. Sandalye işe yarar mı acaba? Ona çıkıp deniyorum, yine olmuyor. Tanrım, kafayı yiyeceğim! Yorgunluktan başım dönene kadar aklıma gelen her yolu deniyorum ve değişen hiçbir şey yok.. Annem seslendi; sanırım yemeğe çağırıyor. Yemek umurumda sanki! Tek istediğim; tek düşünebildiğim 'O'na tutunmak.. Çorbamı kaşıklarken duvardaki dede yadigarı saat çınlıyor iki defa, her saat başı yaptığı gibi. Sesini duyunca yine aklıma geliyor.. Sanırım yıllarca süren çabalarımın bir sonucu olmayacak. Masada oturanlara bakıyorum. Onlarla beraber bu masada oturmamın nedeni ne? Ya da bu masaya oturmayı hakediyor muyum? Cevabı vermeye korkuyorum.. O kadar zaman peşinden koştuğum şeyler uğruna onları sahne arkasına attım hep.. Düşünceler beynimde çift kale maç yaparken farkediyorum nice kurbanlar verdiğim kararlarımın yanlışlığını.. Yemek bitiyor, herkes gelenekselleşmiş şekilde o büyücünün karşısına diziliyor. Büyücü hepsini hipnoz ediyor yine.. İşte tam o sırada yine beliriyor. Hem de yanlarında, yukarıda falan değil! Ama farkına dahi varmıyorlar.. Bense 'O'na gülümsüyorum. O da anladı sanırım artık peşinden koşmayacağımı, pek kaçmaya çalışmıyor gibi. Bir süre sonra herkes esnemeye başlıyor, o da bana el sallayıp hemen erişilemeyecek bir yere tırmanıyor.. "Ben de yatsam iyi olacak" diyorum. Uzanırken düş perileri ile yarım yamalak alışverişlerim oluyor.. O'na yetişmeyi beceremedim ve vazgeçtim evet, ama en azından ondan bir parçaya tutunabilirim. İşte bu yüzden yarın kendime en gıcırından bir saat alacağım! Hem belli mi olur, belki saatime baktıkça onun ne kadar önemli birisi olduğunu hatırlarım; böylece hipnoz eden kötü büyücülerden korunma şansım artar!