16 Mayıs 2012 Çarşamba

It's okay to eat fish, because they don't have any feelings

  Merhabalar değişmeyen hayatım. 

  Buradan giderken beynimi hayli yoran durum birkaç günde o yorgunluğa değmeyecek bir şey olduğunu ispatladı. Ne bekliyordum ki zaten; tutunacak bir dal bulmaktan başka... Yoksa zaten pek mutlu olmadığım yaşamımda iyice mutsuz olmak için niye kendimi kasayım? Büyük ahmaklık ettim gitmekle. Neyse ki erken davrandım. Döndüm ve doğru seçimi yaptığımdan eminim. 

  Bu esnada zaman da geçiyor. Saflıktan biraz daha uzaklaşıp muhtemel yanıtlara biraz daha yaklaşıyorum. Boktan ve kısacık pozitife uzanış denemelerimden tatmin olmayan "etrafım"dan nasihatli tehditler dayanılmayacak seviyelere ulaşarak geliyor. Hayatında benimle sohbet etmişliği dahi olmayan yan komşumuz bile benim hayatıma müdahale etmek; bir maestro gibi yönetmek ve egosunu yüceltmek istiyor. 30'u na kadar ne yaparsan yaparsın sonra onun verimiyle yaşarsın deniliyor. Yapmazsan nanay diyorlar. Eee yani? Yaptım ve başarılı olamadım, yahut yapamadım-yapmadım diyelim. EEEE?! Unuttuğunuz bir şey hatırlatayım türdeşlerim; hepimizin bedenleri bu evren içerisinde bir şekilde yok olacak. Nedir bu önlenemez "dünyaya kazık çakma" arzunuz? Böyle konuşuyorum ama ben de eşşek gibi yapacağım sevmediğim bir işi. Sebebim de yok etmeyi başaramadığım salakça sorumluluk duygularım. Sanki ailemi ben kurtaracakmışım gibi, ne kadar acınası bir haldeyim.. Tabii bu apayrı ve yakın zamanda bahsetmeyi de düşünmediğim bir konu.
   
   Arkadaşlarıma bakıyorum; bir şekilde tutunuyorlar benim aksime. Hatta çoğu hayatından memnun dahi denilebilir. Ve ben, bu acınası varlığın sahibi, onların nasıl tutunduklarına baktığımda aklım almıyor. Nasıl bu kadar kabullenir olduklarını anlayamıyorum. Onlar bu kadar pasif olmasalardı belki de birbirimizden güç alıp gerçekten mutlu olabileceğimiz bir şeyler yaşayabilirdik. Lakin gel gör ki onların bu kabullenmiş halleri benim zaten tek bir ateşböceğinin çıkardığı ışık kadar dahi parlak olmayan umutlarımı da alıp götürüyor. Hala bir dostum yok. Hiç beklemediğim insanlar bile hayatlarına giren bir sevgiliyle geçmişlerinde ettikleri tüm lafların üzerine yüzleri kızarmadan basabiliyor. Sonra bana neden yalnız takılıyorsun diyorlar bir de. Saf olmamı istiyorlar. Belki de haklılar, belki de mutluluğun tek yolu budur. Küçük mana oyunları oynadığımız zamanlar dışında kimseyi kendime yakın hissetmiyorum. Sebebi de az önce yazdıklarım. 

   Bilmiyorum ne olacak. Şu an istediğim en öncelikli şey sabahın hiç olmaması. Böylece dışarı çıkıp boş parkta yere serilebilirim. Uzanıp orada öylece kalabilirim. Belki biraz müzikle beraber, zira kendisi son dayanaklarımdan. Hem bu hayata hem sonrasına karşı görüşüm tamamen kapanmak üzere. Hiç iyi değilim. Hem de hiç. 

24 Nisan 2012 Salı

On The Road Again



"Zaman nasıl da geçiyor."
Çok sıradan bir cümle, ama bir o kadar da acı aslında. Bir gerçek. Askerden yeni çıkıp gelmişim gibi. Kazakistan'dan yeni çıkıp gelmişim gibi. Hatta liseyi, ortaokulu yeni bitirmişim gibi hissediyorum hala. O kadar mekan değişikliğine; çokça yapmak zorunda kaldığım uzun "sevilen şehir" vedalarına rağmen hala hiçbirisi yaşanmamış gibi. 


Ve düşünsene; bir gün gelecek gerçekten hiçbiri yaşanmamış gibi olacak. Belki o vakit yaşamın "kulluk etmek" için mi "hiç olmak" için mi yoksa bambaşka bir şey için mi olduğunu öğreniriz. Yani umarım öyle olur. Zira bu belirsizlik bile beni boşluğa iterken orada da cevap bulamamakla ne hale gelirim bilemiyorum. Belki de gelmem. Boktan hayat da belli olan bir şey yok ki!


Yarın; yine "sevilen şehir" vedasını tekrarlamak zorunda kalacağım. Süre pek belli değil, belki az belki çok. Belki de heptir. Dedim ya, bir bok belli değil ki. Bir de kendimi aynı ortamda yaşamaya çok fazla alıştırmışım farkında olmadan sanırım. Önceleri bu şehirden ayrılmak durumunda kaldığım her zaman günlerce doğru dürüst uyuyamamıştım. Bir kaç gündür de bu durumdan muzdaripim. Beni aşırı bir biçimde etkiliyor bu durum. Bari gittiğim ortama ayak uydurabilsem de rahatlatabilsem kendimi. Diğer şekilde sadece işkence olacak, biliyorum.


Belki de bu; burcumdan kaynaklıdır. Gülmeyin. Bir arkadaşla muhabbet esnasında konusu açıldı, açtım okudum biraz burcumu, yükselenimi öğrendim onu okudum falan. Çoğu yazan şey tutuyor, orana vursam %70 vardır hani. Bunları saçma bulan birisi olarak iyi-kötü yorumlarıyla kendimi o yazıların içinde bulabiliyor olmak beni şaşırttı açıkçası. Alakamın olmadığı şeyler de var ama çok az. Bilemiyorum, bu burç hikayesinin gerçek olma ihtimali kafamdaki soruları artmak için kızıştırıyor! Hani milyonda bir ama olur da bunları okuyup merak ederseniz burcum yengeç, yükselenim kova. Ekşiden bakın derim herkes hayatındaki kişilerden kesitler yazmış, hoş olmuş. Kendinizinkine de bakabilirsiniz elbet hepsi vardır sanırım.


Neyse, düşündüklerimin hepsini yazmaya kalksam ne okunacak bir şey olur ne de zaman yeter. Yavaş yavaş kapatayım. 


Hani "sevilen şehir vedası" diye bir terim kullandım ya; bunun içinde bana acı çektiren başka bir etmen olarak arkadaşlardan kopmak da var aslında. Az değil, en eskisi 14-15 yıl en yenisi 8-9 yıla dayanan beraber vakit geçirmekten, sohbet etmekten hoşlandığım bir arkadaş ortamım var. Ve acı bir gerçek daha, bunları toplasan 4-5 kişi ederler. Böyle de bir asosyalim bu konuda. Başka "arkadaşlarım" da var elbet ama nedense bu 4-5 kişi gerek hayata bakışları; gerek konuşma, sohbet etme tarzları; gerekse de bu küçük ortamda eğlenmeyi bilebilen kişilerden oluşmaları olsun beni çok daha fazla çekiyor. Onlardan (tekrar) kopacak olmak tanımlayamadığım bir acı his yaratıyor içimde. Her ne kadar kendileri 1-2 hafta sonra adımı bile doğru dürüst anmayacak olsalar da, olsun; tekrar karşılaştığımda aynı ortamda olmaktan mutluluk duyacağım her birisiyle kesinlikle. Herkesin arkadaşlığı, hayatı vs. benim açımdan görmediğini çoktan kabullenmiş bir insanım sonuçta. Bu içimdeki o hissi yok etmiyor ama, bu gerçekle de yaşamak zorundayım. Yakınıp durarak, onu bunu suçlayarak bir yere varılmayacağını anlamak için süper zeka gerekmiyor. 


Umarım yarın atacağım adım bana hayatımda biraz nefes alma fırsatı verir. Hem belki bakarsın bir fırsat çıkar sonrasında güzel bir yatırımla dönerim sevdiğim şehrime. Kendi kendimi idare eder mis gibi yaşarım. Kendime taslağını çizdiğim bir hayat varsa o da bu zaten. Planladım demedim, o sakat! Çünkü dediğim gibi belirsiz bir ortamda planlama yapmak saçmalıktır. Sadece taslağı yaratıp mümkün olduğunda onun çizgisinden gitmeye çalışıyorum. Belki o fırsatları yakalayacak kadar da çok kalmayadabilirim zaten. Hemen dönebilirim de.


Bu belirsizlik nehrinde tekrar birbirimizi buluncaya kadar, hoşçakalın tüm sevdiğim ve özleyeceğim insanlar! İyi yaşayın!




Resmin sahibi:http://miguelcollantes.deviantart.com/

19 Nisan 2012 Perşembe

Basit bir filme basit bir fragman yakışırdı zaten..

Ne kadar saçma şeyler yazdım buraya.. 
Beğenmediklerimi sildim falan. 
Kimi kısmen hoşuma gitti, kimini yazdığıma utandım, yakıştıramadım. 
Sonuç olarak gittim geldim daldım çıktım derken hayatımdan dolayı uzun bir ara verdim saçmalamaya.
Zira kafamı yoğunlaştırmam değil dağıtmam gereken bir dönemdeydim. 
Son 2-3 ayda hayata bakışı iyice değişen bir insanım artık. 
Hem öncekinden daha derin; hem öncekinden daha basit. 
Hem daha çok eleştiren, hem daha çok akışına bırakan.
Her zamankinden daha belirsiz..
Biraz kafamı toplayıp yarın kafamdaki çöpleri buraya atmayı planlıyorum.
Sonra da ne zaman yazarım belli değil, ne zaman pc başına otururum falan belli değil.
Saatler sonra..
Günler sonra..
Aylar sonra..
Yıllar sonra belki de; bilemem. 
Açıp bakacağım yazdığıma, yazdıklarıma.
Değişmeyen tek şey kendime hitap edişim olacak.
Yarına görüşmek üzere eğlenceli Kermit, hayalperest Astronot ve çakma Tommiks, nam-ı diğer Müzik Çocuk!