24 Nisan 2012 Salı
On The Road Again
"Zaman nasıl da geçiyor."
Çok sıradan bir cümle, ama bir o kadar da acı aslında. Bir gerçek. Askerden yeni çıkıp gelmişim gibi. Kazakistan'dan yeni çıkıp gelmişim gibi. Hatta liseyi, ortaokulu yeni bitirmişim gibi hissediyorum hala. O kadar mekan değişikliğine; çokça yapmak zorunda kaldığım uzun "sevilen şehir" vedalarına rağmen hala hiçbirisi yaşanmamış gibi.
Ve düşünsene; bir gün gelecek gerçekten hiçbiri yaşanmamış gibi olacak. Belki o vakit yaşamın "kulluk etmek" için mi "hiç olmak" için mi yoksa bambaşka bir şey için mi olduğunu öğreniriz. Yani umarım öyle olur. Zira bu belirsizlik bile beni boşluğa iterken orada da cevap bulamamakla ne hale gelirim bilemiyorum. Belki de gelmem. Boktan hayat da belli olan bir şey yok ki!
Yarın; yine "sevilen şehir" vedasını tekrarlamak zorunda kalacağım. Süre pek belli değil, belki az belki çok. Belki de heptir. Dedim ya, bir bok belli değil ki. Bir de kendimi aynı ortamda yaşamaya çok fazla alıştırmışım farkında olmadan sanırım. Önceleri bu şehirden ayrılmak durumunda kaldığım her zaman günlerce doğru dürüst uyuyamamıştım. Bir kaç gündür de bu durumdan muzdaripim. Beni aşırı bir biçimde etkiliyor bu durum. Bari gittiğim ortama ayak uydurabilsem de rahatlatabilsem kendimi. Diğer şekilde sadece işkence olacak, biliyorum.
Belki de bu; burcumdan kaynaklıdır. Gülmeyin. Bir arkadaşla muhabbet esnasında konusu açıldı, açtım okudum biraz burcumu, yükselenimi öğrendim onu okudum falan. Çoğu yazan şey tutuyor, orana vursam %70 vardır hani. Bunları saçma bulan birisi olarak iyi-kötü yorumlarıyla kendimi o yazıların içinde bulabiliyor olmak beni şaşırttı açıkçası. Alakamın olmadığı şeyler de var ama çok az. Bilemiyorum, bu burç hikayesinin gerçek olma ihtimali kafamdaki soruları artmak için kızıştırıyor! Hani milyonda bir ama olur da bunları okuyup merak ederseniz burcum yengeç, yükselenim kova. Ekşiden bakın derim herkes hayatındaki kişilerden kesitler yazmış, hoş olmuş. Kendinizinkine de bakabilirsiniz elbet hepsi vardır sanırım.
Neyse, düşündüklerimin hepsini yazmaya kalksam ne okunacak bir şey olur ne de zaman yeter. Yavaş yavaş kapatayım.
Hani "sevilen şehir vedası" diye bir terim kullandım ya; bunun içinde bana acı çektiren başka bir etmen olarak arkadaşlardan kopmak da var aslında. Az değil, en eskisi 14-15 yıl en yenisi 8-9 yıla dayanan beraber vakit geçirmekten, sohbet etmekten hoşlandığım bir arkadaş ortamım var. Ve acı bir gerçek daha, bunları toplasan 4-5 kişi ederler. Böyle de bir asosyalim bu konuda. Başka "arkadaşlarım" da var elbet ama nedense bu 4-5 kişi gerek hayata bakışları; gerek konuşma, sohbet etme tarzları; gerekse de bu küçük ortamda eğlenmeyi bilebilen kişilerden oluşmaları olsun beni çok daha fazla çekiyor. Onlardan (tekrar) kopacak olmak tanımlayamadığım bir acı his yaratıyor içimde. Her ne kadar kendileri 1-2 hafta sonra adımı bile doğru dürüst anmayacak olsalar da, olsun; tekrar karşılaştığımda aynı ortamda olmaktan mutluluk duyacağım her birisiyle kesinlikle. Herkesin arkadaşlığı, hayatı vs. benim açımdan görmediğini çoktan kabullenmiş bir insanım sonuçta. Bu içimdeki o hissi yok etmiyor ama, bu gerçekle de yaşamak zorundayım. Yakınıp durarak, onu bunu suçlayarak bir yere varılmayacağını anlamak için süper zeka gerekmiyor.
Umarım yarın atacağım adım bana hayatımda biraz nefes alma fırsatı verir. Hem belki bakarsın bir fırsat çıkar sonrasında güzel bir yatırımla dönerim sevdiğim şehrime. Kendi kendimi idare eder mis gibi yaşarım. Kendime taslağını çizdiğim bir hayat varsa o da bu zaten. Planladım demedim, o sakat! Çünkü dediğim gibi belirsiz bir ortamda planlama yapmak saçmalıktır. Sadece taslağı yaratıp mümkün olduğunda onun çizgisinden gitmeye çalışıyorum. Belki o fırsatları yakalayacak kadar da çok kalmayadabilirim zaten. Hemen dönebilirim de.
Bu belirsizlik nehrinde tekrar birbirimizi buluncaya kadar, hoşçakalın tüm sevdiğim ve özleyeceğim insanlar! İyi yaşayın!
Resmin sahibi:http://miguelcollantes.deviantart.com/
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder